Türkiye’de inovasyon var mı?Gırgır isimli mizah dergisini birçok kişi hatırlar. Bir zamanlar RusKrokodil dergisinden sonra dünyanın ikinci en çok satan mizah dergisiolmuştu. Gırgır’da en çok sevdiğim köşelerden biri Zihni Sinir idi.Zihni Sinir çeşitli “proceler” yapar ve Türk insanının yaratıcılığınaelçi olurdu.
Benim en beğendiğim projeler taşıtlar ve iş hayatı ile ilgiliolanlardı. Daha sonra bu karikatürler, çok yerinde bir girişimleTübitak Yayınları arasında yayınlandı ve derli toplu bir hale geldi.Zihni Sinir ve çizeri İrfan Sayar’ın insanları güldürmenin yanında,Türkiye’de yaratıcılık ve inovasyonu popüler kültüre taşımada önemlibir katkıları oldu. Ancak, yenilikler yaratma kapasitemiz Zihni Sinirboyutunda, yani bir şaka olarak mı kaldı acaba?
Ülke olarak bilim ve teknolojide çok iyi bir durumda olduğumuzsöylenemez. Teknolojik inovasyonda dünya liginde bir yerimiz yok. Herne kadar patent sayıları inovasyon düzeyini birebir yansıtmasa daTürkiye ne yazık ki bu konuda çok geride. Türk Patent Enstitüsüverilerine göre 2005 yılında 95 adet yerli patent verilmiş. ABD PatentOfisi Mart 2006 tarihli raporuna göre ABD’de Amerikalılara 2005 yılındaverilen patent sayısı 82585. WIPO(Dünya Fikri Mülkiyet Organizasyonu)Mayıs 2006 tarihli istatistiklerine göre ise, 2005 yılında Japonya24815, Almanya 15995, Çin 2500, ve İtalya 2354 Uluslararası Patentbaşvurusunda bulunmuşlar. Yani bu alanda daha gidecek çok yolumuz var.
Bugüne kadar genellikle işin kolayına kaçtık. Dışarıdan teknoloji alıp,onların tasarladığı ürünleri üretme yolunu seçtik. Kendi markalarımızasahip olma ve bunlara yatırım yapmayı bile yeni yeni keşfettik.Yıllarca Avrupa ve Amerika’nın fason üreticisi olduk.
Arada sırada basında Türk bilim adamlarının, doktorlarının,tasarımcılarının dünya için yeni işlerde başarıları yayınlanıyor. Fakatbunların neredeyse hepsi yurt dışında. Burada yaratıcı ve üretkenolamadıklarından mı, yoksa orada imkanlar ve ortam daha iyi olduğundanmı? Herhalde her ikisi birden.
Aslında insanımızın pratik zekası, yaratıcılığı hiç de azımsanacak birdüzeyde değil. Üretim sektöründe çalışanlar bilir. Bir makine parçasınısanayi çarşısına götürüp hiçbir teknik resim olmadan aynısındanyaptırmak bizim için normal bir iştir. Başkasının tasarladığı makineüzerinde geliştirmeler yapmak da zaman zaman başvurduğumuz yollardandır.
Dünyada ilk olarak Türkiye’de yapılmış neler var hiç düşündünüz mü? Ve acaba bunlara inovasyon denebilir mi?
Benim aklıma yiyecek kategorisinden simit ve döner geliyor mesela.Simit hep ayakta yürürken yenilen veya alınıp eve götürülen bir şeydi.Simitten son dönemde bir iş modeli inovasyonu yaratılıp çeşitli isimleraltında simit kafeleri şeklinde bir format geliştirildi. Tüketicileriçin ekonomik bir öğün alternatifi oldu ama fikri geliştirene büyük birgetirisi olduğunu sanmıyorum, çünki hemen kopya edildi. Döner konusundada son yıllarda bir yenilik getirilerek tavuk döneri yaratıldı. Birsonraki aşama olarak ben soya kıyması ve sebzelerden oluşan birvejeteryan döneri hayal ediyorum.
Biraz daha geçmişe dönecek olursak, Türk Kahvesi olarak anılan içecektemel olarak bize Araplardan gelmiş ise de 1554 yılında İstanbul’da ilkkahvehaneyi kurarak buna Türklerin yeni bir iş modeli boyutu kattığısöylenebilir. Avrupa’daki ilk kahvehane 100 yıl sonra kuruldu. Bundanyaklaşık 300 yıl sonra ise Starbucks kahvehane kültürünü daha dayukarılara taşıyarak, Türkiye’de kahvehaneler açmak dahil, bu işten enbüyük ticari başarıyı elde etti ve dünyanın en inovatif şirketleriarasına girdi.
Dolmuş uygulaması da enteresan bir örnek. Şu anda minibüslerkullanılıyorsa da geçmişte otomobillerle yapılan bize has bir taşımamodeliydi. Amerika’da “Limo Servisi” adı altında minibüslerle yapılanbenzerleri çıktı sonradan.
Türkiye’de yaratılan bir başka, dünyada ilk, ürün de taharet musluğu.Bu rahatlığa alışan Türkler dünyanın çeşitli ülkelerine gittiklerizaman genelde otellerde sıkıntı çekerler. 1988 yılında Japonya’yayaptığım ilk seyahatte onların bu yeniliği bir adım öteye götürerekaçısı ve sıcaklığı da ayarlanabilir hale getirdiklerini ve Toto markasıaltında bütün dünyaya sattıklarını gördüm.
1990’ların sonlarında Brisa’da Lassa markası ile ilgili bir Yol Yardımıhizmeti başlattık. Bu gibi hizmetler o zamana kadar otomobilmüşterileri için uygulanıyordu ve lastik işinde dünyada ilk idi. LassaYol Yardımı çok takdir gördü ve satışlarımızı ciddi şekilde arttırdı. Odönemde yapılan böyle yaratıcı çalışmalar ve marka yönetimi Lassa’yıTürkiye’de liderliğe taşıdı.
Boyner Grubu, tekstil sektörü gibi klasik bir sektörde, T-Box markasıaltında sıkıştırılarak paketlenmiş giysileri piyasaya sundu. Daha öncetek tük promosyonel malzeme olarak kullanılan havlu, T-Shirt gibiuygulamalar vardı. Ancak sanırım daha önce hiç kimse bu tip ürünlerdenambalajı, satış modeli, iletişimiyle komple bir iş yaratmayıdüşünememişti. 2005 yılında 1 milyon adet civarında bir satış yapanT-Box, 2006’da 2 milyonu yurt dışında olmak üzere 4 milyonluk bir satışhedefliyor ve yaratıcılığın ticari faydaya dönüştürülmesinin güzel birörneğini oluşturuyor.
Türkiye elektronik ev aletlerinde ve özellikle televizyon üretimindeson yıllarda kayda değer yol aldı. Avrupa’da Türk televizyonüreticileri Vestel, Beko ve Profilo pazara hakim bir pozisyonyakaladılar. Bu kuşkusuz böyle teknolojik bir ürün kategorisindekutlanacak bir başarı. Ancak daha da önemlisi, Türk üreticilerinin bunusadece Kalite/Maliyet avantajlarıyla değil inovatif ürünlerle yapmışolmaları. Avrupa’da ev elektroniği sektörünün buluşma noktası olarakkabul edilen IFA fuarına bu yıl Türk televizyon üreticileri ağırlığınıkoydu ve inovasyonlarını sergilediler. Türkiye Avrupa’ya 18 milyontelevizyon ihraç ediyor. Bu Avrupa’da satılan televizyonların %60’ı.Vestel Türkiye’de 7, yurtdışında da İngiltere, Taiwan, Hong Kong veABD’de 4 olmak üzere toplam 11 ArGe biriminde çalışmalar yürütüyor.2006 için 150 milyon YTL ArGe bütçesi ayrılmış. Sabit disk sürücülü TV,DivX özellikli DVD gibi çeşitli inovasyon ürünlerini piyasaya sürmüşdurumda. Yakın geçmişte Beko’yu da alan Arçelik ise kendini Türkiye’ninpatent şampiyonu olarak tanıtıyor. Sloganı “Arçelik demek, yenilikdemek”. Bir zamanlar kuru üzüm ve incirle Yerli Malı Haftaları yapanbir ülke için bu algılamaya gelinmesi bile çok iyi bir gelişme.
5 Ekim tarihli “İnovasyon neden önemli” başlıklı yazımda bir inovasyontanımı yapmış idim. İnovasyondan bahsedebilmek için yeni fikirlerikullanarak, veya mevcut bilgileri çok farklı yollarla uygulayarak,ticari bir yarara dönüşen önemli bir değişiklik sağlamak gerekiyor.Yaratıcı fikirlerimiz var, ancak şirketlerimizin ve girişimcilerimizinçok daha fazla amaca odaklı fikir üretmenin yollarını öğrenmeleri şart.En az yaratıcılığın harekete geçirilmesi ve düzenlenmesi kadar önemliolarak, bu fikirlerden paraya giden süreci sistematik vetekrarlanabilir hale getirmek ve etkin bir şekilde yönetebilmek de yenibir Know-How. Bunun da şirketler tarafından öğrenilmesi vegeliştirilmesi gerekli.
Capital dergisi Türkiye’de ilk defa bir İnovasyon Araştırmasısürdürüyor. Bu konuda bir çalışmaya liderlik ettikleri için Capital’ive araştırmayı destekleyen IBM’i kutluyorum. Araştırmanın Ekimsayısında yayınlanan ilk bulguları inovasyonun Türkiye’de CEO’larıngündeminde önemli bir yer tutmaya başladığını gösteriyor. İnovatif birkültürün şirket içinde yerleşmesi ve sistematik çalışmalarabaşlanabilmesi için en önemli şart olan CEO’ların taahhüdü gerçekleşmeyoluna girmiş görünüyor. Şirketlerin, tünelin ucundaki ışığın inovasyonyönetimi olduğu bilincine gelmeleriyle de ülke olarak rekabetçilikliginde adım adım ilerlemeyi bekleyebiliriz.
“Türkiye’de inovasyon var mı” başlıklı bir yazıya, hangi örneği koyacağımızı şaşıracağımız günlere ulaşmak dileğiyle.